En Güzel, En Güzel, En Güzel Sevgili O

lale4

O güzelin aşığıyız biz,
O yüzden yorgun, iniltili, gönlü yaralıyız biz.
Hep onun bağlarına vurulmuş esiriz biz.
Hep onun tuzağında avız biz.
En güzel, en güzel, en güzel sevgili o,
İnleyen, inleyen, inleyen aşığız biz.
                      Gazneli Senai  


 

El-Vedûd olan Rahman’a hamdolsun…
Şükretmek için bize inci gibi bir kalp verdi.
Sevgi(li)nin sözlerini duyalım diye iki kulak…
Aşkın iniltilerini gönül harından çekip ikrar eyleyelim diye iki dudak, bir dil verdi.
Vedûd olmasaydı Allah, ne kainat, ne âlemler, ne de ademler olurdu.
Sevdi de bize sevgisinden nişane gibi kulluk payesini ihsan olarak verdi.

Hoş kokuların dünyaya bizim için saçıldığını bilmeseydik…
Ay ile yıldızların meşkinin bize seyirlik kılındığından habersiz olsaydık…
Kiraz ağaçlarıyla şeftalilerin damağımıza tat olsun diye yarıştırıldıklarından bihaber kalsaydık…
Ne biz sevebilirdik ne de sevginin bizim üzerimize bir habbe gibi serpilmiş olduğuna vakıf olabilirdik.
O vakit bizim için çaresizliğin bile vakti olmazdı!
O vakit biz, en sefil hallerimizin bile başımıza geçmesine garip kalırdık.
O, sevmeseydi bizi, biz dehr’in karanlıklarında bir hiç bile olamazdık..
Yokluktan diriltilmişsek, Sahibimiz “inne rabbî rahîmun vedûd” olduğundandır.

“…O’na yönelin! Çünkü O acıyıp esirgeyenlerin en yücesi, sevginin kaynağı, gözesidir!” Hûd Suresi / 90. Ayet

Ey insan; aşkın bezirganı değilsen eğer…
Aşk için söylenmiş sözlerin arkasına sığınan korkaklar gibi, pusuya yatma…
Kurulmuş pazarlarda, çirkin pazarlıkların tellalı gibi, aşkı alınıp satılan ucuz metaya hamletme …
Kalk, sevgiliden her an bin ok sen önüne geçesin diye etrafını sarmada…
Diril, sevilmeye en layık olanın aşığı olmak ancak onun nefesiyle Hayy olanın harcıdır…
O’na yönel zira, hayat bulmanın başka düsturu yok!
Af dile, pişman ve perişan kaldığını her an göster en sevgiliye…
Her solukta yeniden dirilmek için muhtaçlığını beyan et!
Ayrılıktan şerha şerha olmuş bir yürek taşıdığını göstermek namına, belalı ne kadar imkân varsa koş peşinden…
Ne geldiyse eyvallah de…
Yeniden bir sabır sessizliğinin, sonsuz bekleyişlere senin kalp beytinde pusu kurmasına özlem duy!
İhsanlarıyla da sevin…
Belalarına aç bağrını…
Bil ve kainatın her zerresine duyur ki, Vedûd olandan ne gelse aşığın başı üzredir.
Sonsuz bir tazimle başını toprağın kalbine göm…
Zira aşığın maşuk karşısında baş kaldırması edebe mugayirdir.

Canı değil mi ki sen alıyorsun; ölüm, şeker gibi tatlıdır;
Ölüm, seninle olduktan sonra tatlı candan da daha tatlıdır.
Kaldır şu tabağı; çünkü ölüm, ateş bile olsa Tanrı Halil’ine bağdır, bahçedir, ab-ı hayattır.
Bu yanda ölümdür ama o yanda doğum, ölüm, bu yandadır, o yandaysa kimse ölmez.
                       

                          Mevlâna Celâleddin -Divan-ı Kebir-


 

Şimdi bir şenlik içinde, en güzel esvaplar giyindirilerek salındırıldığını bilmek vaktidir.
Şimdi Sevgilinin her emrine ram olup, nefsini onun sevgisi pahasına -en pahalıya- satmak vaktidir.
Şimdi ölmek vaktidir!
‘Ölmeden önce ölmek’ aşkın kıymetine erenlerin işidir.
Hakiki sevgi ancak en Sevgiliye kul olmakla vücut bulur…
Zira onun dilinde kulluk sevgiye karşılık gelir.
Sen, seveceksen O’nu sev…
Sevginde gömülüp habbe olacaksan, her yeşerenin iznine muhtaç olduğu varoluşun gözesini seç…
El-Vudd’un yani saf sevginin içinde zerre olmaktan gayrısına çevirme yüzünü…
Çünkü sonu olandan hayır gelmez, fıtratında sonsuzluğun izini barındırana…
Ruhunda hangi nefesin ferahlığı varsa, onunla sekinet bulmaya bak…
Gelip geçen rüzgarlardan, fırtınadan korumak için kendini dayanıksız olanın ardına gizlenmeye kalkma.
Zira belanın bile kudretsizi tatmin etmez aslanı…
Çile dahi sabretmeye değer olmazsa değmez altında ezilmeye…
İhsanın, müjdenin, hil’at’ın sonsuzunu var sen düşün artık.

“Ve yalnız O’dur gerçek bağışlayıcı, sevgide kapsayıcı,” Buruç Suresi / 14. Ayet

Bunu bil…
Bunu söyle…
Bununla pak eyle beytini.
Bil ki, ötesi toprak kasene hevesdar gelse de, tatmin eylemez hakikatini.

“Ve huvel gafûrul vedûd” Buruç Suresi / 14. Ayet

Zira hakikisinden gayrısında bulamazsın…
Hem mağfiretli hem çok seven…
Çok sevdiği için bağışlayıcı olan ma’şuk.
Yakışmaz! Aldatmak ruhunu gündelik hay huylarla…
Uygun düşmez! Sevgili varken kirletmek masivanın gelip geçici sevgileriyle gönlü..
Elbet bu hayatı da seveceksin…
Değil midir ki, sevgilinin…
Muhakkak geleni baştacı edeceksin, ondandır ne şüphe!
Ancak en çok en çok sevilmeye layık olan en sevilen tahtında bulunmalı.
Gerisi kimi sevsen O…
Kimde sevsen O…
Kimle sevsen O!

Ey tabip elden gelirse yaremi gel emleme


      Yar elinden gelmedir bu yareyi merhemleme

                          Aşık Seyrani


 

Amin

Vedûd’sun ya sen ya Rahman…
Senden gelen hoştur, seni sevenlere…
Senden olunca kahırda lütuftur…
Biliriz ki, rızan için sabra meftun imtihanlar gün gelince Cennet olur.
O vakit, çok sevene, en çok sevilmeye layık olandan gelenler baş üzredir.
Dememiz odur ki, ne ihsan edersen bayramdır bize…
Zaten ne olursa/gelirse sendendir bize…
Sevgiliden gelenleri reddeylemek zuldür bize!
İman ederiz ki, hayır bildiklerimizde şer, şer bildiklerimizde hayır olabilir…
Bu halde ki acizandan en Sevgiliye mukabeleden başka ne düşe bize.
Bizi kulluğunda tut ya Vedûd…
Bizi sevdiklerinin arasından ayırma…
Sevginden mahrum bırakma…
İmtihanımızı sevdiklerinin imtihanınca kolaylaştır.
Zor olanı da senden geldi diye bize sevimli eyle.
Bizi ihsanlarının inkarcısı zalimlerden eyleme.
Bizi sevdiğin için yarattıklarının arasında, seni severek yaşayanlardan eyle.
Bizi güzelliklere meftun eyle…
Kör eyleme!


Bu yazıya puan verebilirsiniz:
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 votes, average: 4,00 out of 5)