ESKİ TÜRKÜMÜZÜN NAĞMELERİ

Önce uykularımız kaçtı…
Sonra anladık ki, düşlerimizle birlikte  ellerimizden kayan huzurumuzmuş bizim…
Düşlemeyi unuttuğumuzdan mıdır bilinmez, iyi olanın peşine düşmek hayalimizde çekip gitti…
Bir başımıza kaldık biz!

Ne hayallerimiz…
Ne yarınlarımız…
Ne rüyalarımız kaldı elimizde…
Bizi biz eden her şey de peşi sıra terk edip gitti.

Sevmekten gayrısını bilmeyiz biz?
Bir şarkının unutulmuş mısrası gibi zihnimizi zorlayıp duruyor artık…
Sevmek üzerine kurduğumuz bütün hayallerimiz yitip gitti!

Biz artık bir delikanlının kendi kanıyla kutsanmış bedeninin karşısında, ‘iyi bilirdik’ demekten ötesini beceremiyoruz.
Hep bizim bedenimiz oluyor artık, toprağa gömülmüş patlayıcıların tesiriyle ruhundan ayrılan…
Biz ölmek için, sonsuz kederimizin dinmesini beklemekten yorgun düşmüş, şikayete bile mecalsiz kullarız şimdi.

Cansız bedeniyle yere düşen her can, can oldu bize…
Yeniden dirilmek için, sıcaklığını henüz yitirmemiş  yüreklerin duldasında….
Gözaltlarımızda derin çizgilerle bekler olduk.

Yeni bir şarkı söylemek istiyoruz hep…
Yeni değil söylemek istediğimiz aslında…
Yeniden o eski şarkının nağmelerinin dudaklarımıza dolmasını bekliyoruz.

Çocuklarımızın kahpe kurşun izlerinin açtığı yoldan bizi terk etmediği günlere ait bir şarkı hatırlamak istediğimiz…
Dağlarımızın bize ait olduğu…
Mezralarımızın çocuk sesleriyle dolduğu…
Boşaltılmış köylerimizde meleyen kuzuların kaval sesinin izinde kaybolduğu… Günlerin şarkıları!

Bizim şarkılarımız anlayacağın özlediğimiz.
Şimdi dilimize yapışmış kime ait olduğunu bilmediğimiz  kahpe ezginin notaları değil.
Bizim şarkımız, özlemle yeniden ıslıklamayı beklediğimiz.
Güneş yarığı dudaklarımızı sızlatarak aralarından sızan, çıtkırıldım hilalimizi anlatan.
Bizim! Başkasının dilinde kirlenmiş olan değil arzuladığımız.
Anamızın sütü gibi helal olan çalınsın diye yaşamak ısrarımız.

Unutmadık ki, iyi hatırlıyoruz…
O şarkı gürül gürül bir Türkçeyle söyleniyordu…
Az duyulsa da anlaşılan Kürtçe bir ezgiydi kulaklarımızda…
Kemençenin telleri arasından Lazca  horon tepilesi heyecandaydı…
Balkanlardan sancılı bir çığlıktı…
Bizim oraların sözünü özleyen herkesin işittiği hakiki bir şarkıydı!

Bizimdi çok iyi biliyoruz, bizim!
Sözleri sertti ama anlamı kardeşliğe aitti.
Başka bir şeyi yoksa da bizimdi, bizim.
Üstelik öldüresiye hoyratta olsa cümleleri yaşamayı belletiyordu.

Biz bu ölüm seremonisinin yıldırıcı notalarından bıktık…
Sertte olsa…
Hoyratta olsa…
Ezgilerinin arasından hayal kırıklıkları da sızsa…
Yaşamayı anlatan o ezgiyi özlüyoruz.

Bu toprakların bütün çocuklarının ezbere bildiği, bizim türkümüzü yani!


Bu yazıya puan verebilirsiniz:
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (No Ratings Yet)

One Comment
  1. yorumlayamam ben bu yazıyı emeğine sağlık abim.. can evinden dökülmüş sözler yüreğine sağlık..

Comments are closed.