SIRRI SAKIK VE BAŞBAKAN

Dünyada iki tip insan yaşar!

Vicdanlı olanlar…

Vicdansızlar.

Vicdansızlık sonradan kazanılmış bir huy olduğundan, bu özelliği hangi şartların doğurduğu, olgunlaştırdığı, nelerin bu sonuca az ya da çok etkili olduğu tartışılabilir.

Ancak vicdanlı olmak fıtraten insanın kodlarına yazılmıştır.

Onun gerekçeleri, oluşumu, neden var olduğu tartışılamaz.

En vicdansız sandıklarınızın bile nadiren de olsa, çok dar bir alana da hapsedilmiş bulunsa vicdanları nükseder.

Bu sizi tatmin eder ya da etmez…

Başka misaller getirerek inandırıcı bulursunuz ya da bulmazsınız o sizin sorununuzdur.

Vicdan her insanın yüreğinde çakar…

Bir yürekte yakamoz olarak parladığı gibi söner…

Başka bir yürekte nur-i ayin olur.

Bu uzun girişi lafı Başbakan Erdoğan ile Sırrı Sakık arasında gerçekleşen telefon konuşmasına getirmek için yapıyorum.

Söze evladını kaybeden bir babaya Sırrı Sakık’a başsağlığı ve sabır dileyerek başlamak isterim.

Başbakan evladını kaybeden Sakık’ı arayarak başsağlığı diliyor ve aralarında kısa ama çok anlamlı bir görüşme yaşanıyor.

“Sizden şahsi bir isteğim yok. Siz de annenizi ve yakınlarınızı kaybettiniz. Evlat acısı çok ağır. Allah size evlat acısı yaşatmasın. Artık bu ülkede hiçbir anne baba evlat acısı yaşamasın. Her ülkenin bir ‘azizi’ vardır ve o ülkenin tarihini değiştirir. Akan kanı siz durdurabilirsiniz. Bunu yaparsanız, bu ülkenin ‘azizi’ olursunuz. Bu savaşı bitirin kimse evlat acısı çekmesin”

Başbakan Erdoğan’ın cevabı, günlerdir tırmanan terör olaylarının gölgesinde yaşanan atmosfere uygun olarak temkinli ve sitemkâr kalıyor.

“Ben elimden geleni yaptım, ancak karşılık bulmadı.”

Bu konuşma bir baba ile Başbakan arsında geçen konuşmalardan çok daha derin bir konuşmadır.

İnsanların söylemeye çekindiklerini, vicdanlarının onlara itiraf ettirdiği anlarda ancak yaşanabilecek türden acılı bir ağıt gibidir böylesi konuşmalar.

Somut bir temele dayanmasa da, bir temenniden ibaret kalabilecek olsa da kıymetlidir bu iyi niyet cümleleri.

Öncelikle kimse bir babanın evladını kaybetmesine sevinecek kadar vicdanından soyutlanmış olmamalı.

Ne yazık ki, ülkede bu refleksleri her kesimde görebiliyoruz.

Kim yaparsa yapsın yanlıştır, çözüme hizmet etmez ve insani değildir.

Sakık’ın, Sedar’ının ölümüne sevinmekle, başka babaların yavrularını kaybetmesine sevinmek arasında ciddi bir vicdani fark yoktur.

Ölümlere karşı olmak, çocuklarımızın bu kirli savaşın kurbanları olmasına üzülmek başka şeydir, bir babanın evladını kaybettiği anı fırsat bilerek sevinmek çok daha başka bir şey.

Kısaca bu telefon görüşmesinden anlamak istediğimi söyleyeyim ben;

Samimiyeti yaşanan acının gölgesinde yeterince test edilemeyecek de olsa, Sırrı Sakık’ın söylediği sözler gerçekten önemlidir.

Biz artık ona sözünün arkasında durmasını hatırlatacak bir pozisyona sahip oluyoruz.

Elbette sözünde durmazsa!

Başbakan Erdoğan’ın da acı ne kadar büyük olursa olsun, bir barış talebini reddetmeye hakkı yoktur.

Başbakanların görevi, kaç kez denemiş olurlarsa olsunlar, yeniden yeniden çocukların ölümüne engel olacak yolları denemektir.

Başbakan bu çağrıyı da dikkate almak ve kim söylemiş olursa olsun değerlendirmek mecburiyetindedir.

Hele ki, bu işin sonunda gerçekten aziz olmak ihtimali varsa, olasılığın düşüklüğüne bakarak göz ardı etmeyi düşünmek, bir kez daha yanılmış olmaktan daha büyük hatadır.


Bu yazıya puan verebilirsiniz:
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (No Ratings Yet)