ÖLÜM ANNELERİ YAKALAR YÜREKLERİNDEN

Sizin hiç bahçenize patlamamış bir bomba düştü mü?

Peki, yüreğinize; hasretliğine doyamamış, eli ekmek tutamamış, daha hayata başlayamamış ciğer parenizin acısı?

Yavuz ailesinin hayatının tam ortasında, küçük Sera’nın kolları arasında patladı, evlerinin önüne düşen sinsi bomba.

Silahın sağlayacağından başka çareye bir türlü ikna olamadığımız için evlere figan düşüyor.

Bizim kendimize ait sandığımız hayatın dibine sokulmadığı için de sıradan hadiselermiş gibi bakıp, önce üzülür gibi yapıp, ahkâm kesmeye kaldığımız yerden devam edebiliyoruz.

Küçük Sera’nın annesinin artık beceremeyeceği şey işte tam da bu! Üzülürmüş gibi yapıp, hayatına devam edebilmek…

Çünkü sekiz yaşındaki Sera’yla birlikte hayatta bitmiş oldu onun için!

Tıpkı, İzmir Foça’da patlayan bombanın alıp götürdüğü Özkan Ateş’in annesi gibi…

Tıpkı, her gün artık bizim için birer rakamdan ibaret kalan ölüm haberlerinde isimleri geçen yavruların anneleri gibi…

Onların anneleri için hayat, artık bizim bildiğimiz hayat olmaktan çoktan çıktı…

O anneler nefeslerinin biteceği günü, her gün kırışığı belirginleşen alınları ve ağlamaktan kör olmuş gözleriyle beklemenin adına hayat demek zorundalar.

Sizin hayatınız ve ölümler karşısında yalancı bir üzüntüyü takınabilmek için koyduğunuz ön şartlar, artık sekiz yaşındaki Sera’nın annesi için önemsiz ayrıntılardan ibaret.

Sera’nın iki kolu koparak vahşice parçalanan bedeni için Kürt ya da Türk’e ait olmanın hiçbir önemi kalmadı.

Muş’a hiç gittiniz mi bilmiyorum.

Gittiyseniz de Kızılağaç Beldesi’ne uğradınız mı?

Şenyayla’nın Kozmedağı Darbiye bölgesinde, komşusuz yaşamayı göze alabilir misiniz doğrusu hiç emin değilim.

İşte sekiz yaşındaki Sera’yı patlamamış bir bomba o ıssızlıkta yakalayıverdi.

Sera’nın muhtemelen tek oyuncağı olan taşla dövdüğü bomba parçalara ayırdı onun öpmeye doyamayacağınız bedenini…

O bombayı oraya atana lanet etmek elbette temel bir insanlık borcudur.

Ancak o bombaların Sera’ların evlerinin etrafına saçılmasını engellemek için yapılması gerekenleri yapmayanların da sebep oldukları ölümlerin yanlarına kalacağını hiç sanmıyorum.

Gerekçesi; ırkçılık, güç gösterisi, erki koruma endişesi ya da ne olursa olsun, çocuklarımızı kahpe bir yangının ortasında savunmasız bırakanları, annelerin kahraman olarak anmayacaklarını çooook iyi biliyorum.

Not: Sekiz yaşındaki Sera’nın ailesine devleti temsilen hiç kimsenin taziye ziyaretinde bulunmamış olmasını da anlayamamanın ötesinde derin bir teessürle izliyorum. Umarım bu garip durum siz bu yazıyı okuyuncaya kadar düzelmiş olur.


Bu yazıya puan verebilirsiniz:
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (No Ratings Yet)