DARBELİ MATKAPLAR

Ergenekon davası, balyoz, sarı kız, ay ışığı planları…

Toprak altından çıkan ağır silahlar…

İnsan onurunu zedeleyen fişleme belgeleri…

İşlerinden atılan çaresizler…

Faili meçhuller…

Sağcılardan ve solculardan dengeyi sağlamak için asılan zavallılar…

Bunları unutturmayacak gelişmeleri gün gün yaşamaya devam ediyoruz.

‘Bütün darbeler kötüdür!’ diyerek meselenin kendimize ait kısmından kurtulup, vicdanınızı temizleyebileceğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsanız.

12 Eylül’le hesaplaşmak konusunda samimiyseniz Kenan Evren’i…

28 Şubat’la yüzleşmek istiyorsanız Çevik Bir’i sanık sandalyesine oturtmak zorundasınız.

İki iyi gelişme ‘son olay’ olarak karşımızda duruyor.

12 Eylül davası başladı ve Çevik Bir adaletin ilgi alanına giriyor.

Peki, bunlar olurken CHP cephesinde neler oluyor?

Ne diyor Kemal Kılıçdaroğlu, gazetecilere “Adaleti intikam duygusu ile arayamazsınız. Adalet intikam duygusu ile aranırsa orada adalet olmaz.”

Hayda! Yine aynı terane, adamları sabaha karşı evlerinden aldılar mavalı!

Tamam da, 12 Eylül’de denge sağlanmak için asılan kurbanları öğleden sonra mı ipe çekmişti cuntacılar.

28 Şubat’ta zulme uğrayanlara akşama kadar tahammül edilmişler miydi?

Üniversite kapılarından kovulan çocuklar, vizelerine girdikten sonra mı atılmıştı okullarından?

Biraz samimiyet gösterebilse bu zevat belki Referandum ’da hayır dediklerini bile unutup, adaleti istediklerine inanacağız ama nerdee?

Çevik Bir’le 28 Şubat’ın sırları mezara gitmesin istiyoruz. Bunu kimsenin ayrıntılara boğarak gölgelemeye hakkı yok!

Bir şey daha istiyoruz, uzun tutukluluk süreleri cezalandırmaya dönüşmeden mahkemeler karar vermeye başlamalılar artık.

Milletin balık hafızalı olduğunu düşünenlere de söyleyelim, yara kapansa da izi kaldığı müddetçe, unutturulmak için ne yapılsa boş!

SURİYE’DE ADEM VE HAMİT OLMAK

Suriye olaylarını mercek altına almaya gerek yok. Gittikçe yaranın kangren olduğunu anlamak için hekim olmamız da gerekmiyor.

Schengenvizesi olmazsa Şam-gel vizesi olur sözlerinden, savaş tamtamlarına giden süreci detaylarıyla anlatmaya gerek yok.

Evrensel hukukun kuralları dışında yaptığınız her hamle altından çıkılamaz sonuçlara doğru sürüklüyor ülkeleri.

Diktatörlerin hâkimiyetini sürdürebileceği zamanların artık gerilerde kaldığına, dünyanın ikna olabilmesi için ölen Suriyeli sivillerin, sayılarını saymaktan utanç duyan liderler yönetmiyor maalesef ülkeleri.

Bu gerçeği anlayabilmenin ağır bilançosu karşısında ezilmekten başka bir şeyler yapılmalı elbette. Ancak Ankara meselelere günlük refleksler vererek işi kolaylaştırmak bir yana zorlaştırıyor gibi görünüyor.

İnsanlar ölmesin diye söylenen sözler, geliştirilen politikalar insanların daha fazla ölmesine neden oluyor. Ankara, bu noktada dünyayla birlikte hareket etmek zorunda olduğunu anlamakta geciktikçe, bizim açımızdan işler zorlaştıkça zorlaşıyor.

Hiç unutmamamız gereken iki şey var.

Birincisi Suriye ABD’nin değil bizim komşumuz.

İkincisi her ölenin mezhebine, meşrebine bakılmadan insan olduğu gerçeği.

Bir de hâlâ akıbetlerinden emin olamadığımız iki gazeteci arkadaşımız var işin içinde. Adem Özköse ve Hamit Coşkun!

Bu ateşin içinde yanıp gitmelerine asla tahammül edemeyeceğimiz kardeşlerimiz onlar.

Ankara’nın önce Adem ve Hamit’in nerede olduklarına ve neden alınamadıklarına bir cevaplarının olması gerekir ki, biz de Hükümet’in Suriye politikasının gerçekçi ve ölümleri durdurabilecek nitelikte olduğuna inanabilelim.

Bunlar olmazsa gerisi angarya!

‘FAZIL SAY’GISIZ

Sosyal Medya insanların içlerini dışlarına çıkarmak için bulunmaz bir ortam. Twitter diye bir alan var ve siz oraya 140 karakteri geçmemek üzere istediğiniz her şeyi yazabiliyorsunuz.

Böyle olunca da bu imkânı kullanırken aklınızın arka planını ortaya döküveriyorsunuz.

Fazıl Say’ın ateist mi, deist mi, Kemalist mi olduğu beni hiç ilgilendirmiyor.

Beni ilgilendiren bir arada yaşama kültürüne ne kadar uzak olduğu gerçeğini itiraf etmiş olması.

Bu din Fazıl’ın hakaretlerinden etkilenecek, sarsılacak bir din değil. Ancak Fazıl’ın Say’dırmaları kendisinin ne kadar tahammülsüz ve egoist olduğunu anlamamız açısından manidar.

Fazıl’a ahlaksız demek bile bizim anlayışımıza aykırı düşer. Bedensel zaaflarını ön plana çıkarıp öç almayı aklımızdan bile geçirmeyiz.

Kısaca sen saygılı olmazsan kimseden de saygı beklemeye Fazıl. Anladığın dilden söyleyelim, Atatürk ahlaklı olmayı sadece sporculara önermemiş, yani piyanistin de ahlaklısı gerek Say’gısız Fazıl!


Bu yazıya puan verebilirsiniz:
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (No Ratings Yet)