İLTİFATINA MUHTAÇ OLDUĞUNA TESLİM OL

“Fakat veyl o namaz kılanlara ki,/ Namazlarından yanılmaktadırlar,” Maun 4-5

Eleştirip duruyoruz, eleştirmeden duramıyoruz ya da.

   Elimize geçmeyi görsün bir zavallı, tiftiğini atıyoruz.

   Öfkeden kızarıyor suratımız, ağzımızı tutmakta çaresiz kalıyoruz.

   Öyle bir bakışla bakıyoruz ki olaylara, kendi kusurumuzu o hengâmenin arasında yok sayıyoruz.

   Yok sayılan kusurlar çoğalıp enaniyet oluyor, biz kendi büyüklüğümüze yoruyoruz.

   Biriktikçe kendimizi kusursuz saymalarımız, aklımızın önünde bencillik tuğlasından dikilmiş bir duvar buluyoruz.

   Aklımızın sağduyu manzarası duvarın arkasında yitip gidiyor. Biz neden herkesin bizden korkuyla bahsettiğine şaşırıp duruyoruz.

   Yıksan duvarını yıkılmaz saltanatın korkma!

   Ön yargılarımızı hayatımızın yol haritasına çevirmekte gösterdiğimiz ustalığı, anlamaya çalışmakta gösteremiyoruz.

   Tek kabulle yaşamak, bildiğinin mutlak doğru olduğuna iman etmek, herkesin hayranlıkla dinlediği insan olmak çabası örseliyor ruhumuzu.

   Öyle şeyleri yalanlıyoruz ki, yuvarlandığımız çukurdan bizi tövbelerimizden başka bir şey kurtaramaz.

   Topyekûn vazgeçemezsek hayat sandığımız yaşama biçimimizden, yanmak çare bulunmaz nihayetimiz olur.

“ Dini yalanlayanı gördün mü?”

 Gösterme bize, merhametlilerin en merhametlisi!  

   Hayranlıkla bakılan reveransların, en kıvrak cümlelerle dile getirilen teşekkürlerin, en kibar davranışların arkasında buzdan bir zulüm anıtı olabilir.

    Mümkündür ki, çıkarlarınız en zarif hareketlerle ruhunuzu satmanıza müsaade edebilir.

   Herkes sizi gıptayla anar, sadece içinizi bilmek mecburiyetinde kalanlar müstesna.

   Siz, çıkarlarınızın hizmetkârlığına soyunduğunuz zamanların dışında, nasıl davrandığınıza bir bakın.

   Karanlık bir sokakta aniden size uzanan bir eli, nasıl karşıladığınızı hatırlayın.

   Kimsesizliğin acısıyla burnu akan bir çocuğun başucunda, şefkat duygularınızın ne duruma geldiğini test edin.

   Yıkılmış bir ihtiyarın yanından geçerken, adımlarınızın sizi nereye sürüklediğini düşünün.

   Sizden aşağı gördüklerinizle hukukunuzun nasıl olduğuna bir karar verin.

   İtip kakıyor musunuz onları? Öyleyse vay halinize.

   “İşte yetimi itip-kakan/  Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.”

   Böyleyse haliniz, bellidir nasıl olacak ahvaliniz!   

   Gelelim inandıklarınızı yaşamak üzerine düşündüklerinize.

   İnanmak samimiyettir aslında. Baştan sona, sorgusuz sualsiz bir teslimiyettir inanmak.

   İşinize gelmediğinde de boyun bükerek gereğini yapmaktır ram olmak.

   Emir ondan geldiğinde, işinize gelip gelmediğini akla bile getirmemektir, azat kabul etmez bende olabilmek.

   İnsan olabilmek için sadece kul olmayı becerebilmeye inanmaktır, en şerefli hizmetkârlıkta bulunabilmek.

   Sayıp dökmeye başlamak, en ufak tereddütlerle aklı yoklamak, hizmetkârlığı ruhun sahipliğinden bedenin hükümranlığına teslim etmek, yıkar her şeyi.

   Tarumar olur gönül bahçeniz.

   Siz kaybedenlerin arasına geçersiniz.

   “İşte (şu) namaz kılanların vay haline/  Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, /  Onlar gösteriş yapmaktadırlar.”

   Her şeyi bilene gösteriş yapmak ne acıklı bir felakettir!

   Her şeye rağmen her şey bitmez; Efendiniz, merhametinin gazabını geçtiğini bildiriyorsa eğer.

   Af dilemek kapısına bir nefes kadar yakın olana, yılgınlık değil pişmanlık yaraşır.

   Öyleyse kurtul yalancı hayranlık halelerinden…

   Gerçekten iltifatına muhtaç olduğuna teslim ol!

 


Bu yazıya puan verebilirsiniz:
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (No Ratings Yet)

One Comment
  1. kalb kavramazsa manayı, kemiksiz kalamaz dil..
    kendine saygı arıyanın, ruhunu ezdiğini bil..
    mazlumun gücünden güç bulandır, yazmaya kavil..
    dile dokunmadan akıyor kelimeler, otudukça oldum cahil..

Comments are closed.