GERÇEK YIKAR TÜM YALANLARI

“Ve o bir kovulmuş şeytanın sözü değil./ Siz nereye gidiyorsunuz?/ O halis bir zikirdir; âlemler için;”  Tekvir 25-27

Odanızı aydınlatan ışığın düğmesine yanlışlıkla dokunsanız, kararır etraf. Beklenmedik karartı hoplatır yüreğinizi, korkarsınız.

   Apansız gerçekleşen ağır gelir insanın küçücük yüreğine. Taşıyamazsınız.

   Peki ya büyük üzüntüleri anlatmak için söylediğiniz söz gerçek olsa ne yaparsınız?

   Aniden “dünyam karardı” sözünüz gerçek olsa, bir tepki verebilir misiniz?

   Düşünün güneş söndü.  Tekvir-i şems ile düğmesi kapandı gökyüzünün.

   Bunca zamandır size sormadan her sabah doğan güneş, sizden habersiz gelmemiş olamaz mı mesaisine?

    Mümkündür elbet. Size sormadan gelen size sormayacak giderken.

   Gecedir. Bir kutup yıldızı size yol göstermek için önünüzdedir. Kaldırırsanız kafanızı o sizi görür.

   Her taraf zifir karanlık değildir, lakin gecedir. Size yolunuzu kaybettirmek istemeyen kudret, önünüze gözünüzü rahatsız etmeyecek bir fer bırakır.  

   Aydınlanır ancak bitkin düşmezsiniz karşısında.

   Ay, dededir. Türlü şekillere giren bir bilmecedir çocukların dünyasında.

   Sema, göz kırpıkları olmadan mesafesi bilinmez bir uzaklık.

   Yıldızlar deler sonsuzluğu, size aklınızın alacağı mesafeler bırakır.

   Yıldızlar gökyüzünün içinde hayaller kurar sizin için. Belki melekler ellerindeki nurdan zincirlerle, bilinmezlerden size doğru sarkıtırlar hayallerinizi.

   Yıldızlar zincirlere tutunur, düşmesin diye sıkıca sarılırlar, gerçek olması için her gece dualara sardığınız düşlerinize.

   Bir gece, bildiğiniz tüm gecelerin aksine karanlıktan görünmez olursa, korkmaktan başka ne gelir elinizden?

   O gece, tek tek bıraksa melekler zincirleri ve düşse yıldızlar gökyüzünden evlerinizin üzerine.

   Yıkılmaz mı hayalleriniz? Ve söylenmez misiniz kendi kendinize;  artık kayan bir yıldız olmayacak gökyüzünde, ben yıldızlara emanet edemeyeceğim, gerçekleşmesini en çok istediğim düşü.  

   Yıldızlar üzerinize yağmaz mı sanırsınız günün birinde.

    Dökülür elbet sahibi emir verdiğinde.

   Gizlice bir el sizi yoklasa arkanızdan, ürpermez mi yüreğiniz?

   Korkmadım demek için bile beklemez misiniz korkunuzun geçmesini?

   Korkmadım demek korkutmaz mı sahiden sizi?

   Korkarsınız, sizin korkmayacağınız kadar olsa da başınıza aniden gelen.

   Belki zamana sığınıp azıcık dindirdikten sonra kalbinizin pıtırtısını, sağduyu dediğiniz bilinmezi harekete geçirmeye başlarsınız.

   Ancak korkmamış olmazsınız yine de hiçbir şekilde.

   Size habersiz dokunan sadece sizi sarsmaktan öte olursa ne yaparsınız?

   Bir zelzele dağları yerlerinden söküp yürütürse adeta, ne olur haliniz?

   Hemen kimden yardım dilenirsiniz?

   Günlük hayatınızın debdebesinde, unutup gittiyseniz en bilinmezden korunmak için adını zikrettiğinizi, çok utanmaz mısınız?

   Çok korkmaz mısınız O’nun da en ihtiyaç duyduğunuzda unutmasından sizi?

   Dağlar yürüdüğünde üzerinize, yardım dileneceğinizi unutmamış olun ki, ezemesin dağlar sizi.

   Hiç vazgeçemediğiniz neyiniz varsa ondan uzaklaşmak şaşırtmasın sizi.

   En değer verdiğiniz her şey, zamanı geldiğinde gözünüze görünmez olur.

   Zamanı geldiğinde de değerini yitirmeyene kıymet vermediğinizi anladığınızda, zaman çoktan geçmiş olur.

   Siz, değersizi değerli kılmak için uğraşıp didindiğinizle kalırsınız.

   Artık kurtulmaktır tek amacınız, azalmasın diye bir ömrü feda ettiklerinizden.

   Ancak bir zaman geldiğinde tüm çabalar nafile olur.

   Kaybetmek istemediklerinizin arasında kaybeden siz olursunuz.

   Adalet teraziniz şaşıyor kabul etmeseniz de!

   Öyle olmasa etrafta olup bitenlerden bu kadar şikayetlenir misiniz?

   Öyle olmasa sabah akşam düzenin bozukluğundan dert yanmak, doğal gelir mi size?

   Öyle olmasa siz böyle olur musunuz?

   Bilseniz, biliyorsunuz elbet; aklınıza getirseniz, her yanlışınızın bir kenara yazıldığını. Yine aynı mı olursunuz?

   Yine size dokunmayan acılara duyarsız, yine size zarar vermeyen haksızlıklara suskun mu kalırsınız?

   Biliyorsunuz, bitmeyen bir kalem, her şeyin sahibinin emriyle durmadan not düşüyor.

   Her yüreksizliğinize bir çeltik atıyor, her vurdumduymazlığınıza bir çarpı çekiyor.

   Bilmiyorsanız bilin, çarpılar çoğalınca siz azalıyorsunuz!

   Sizin inanmaya yanaşmadığınız söz yalan olmaz.

   Gözlerinizle gördüklerinizi anlamamakta direnmek sizi âlim kılmaz.

   Sizin kafanızda kurduklarınız; güneşin ateşinde erir. Denizin enginliğinde boğulur. Yerin dibinde magmaların aleviyle kül olur.

   Gerçek, sadece sahibinin söylediğinden ibarettir.

   Siz nereye çekerseniz çekin değişmez.

   Akıl anlamanız için size verildi, siz anlamayı anlamsızlaştırmak için debeleyip durmaktasınız.

   Öyle yapmak yerine, bildiğiniz bir yerinden başlayın zikretmeye gerçeği.

   Ya da bekleyin yeryüzü tekvir olununcaya değin.

   Bir bohça gibi sarmalasın yalanlarınızı, savurup atsın gerçekler.


Bu yazıya puan verebilirsiniz:
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (No Ratings Yet)

2 Comments
  1. Kesinlikle yazdığınız çalışma heyecanını görebiliyordum. Dünya nasıl inandıklarını söylemek korkmayan sizin gibi hatta daha tutkulu yazarlar için umuyor. Her zaman kalbinizi izleyin.

  2. Gerçeğe doğru savrulalım.. Fani olana değil, ebedi olana tutunalım.. Yüreğinize ve kaleminize kocaman alkış 🙂

Comments are closed.