NEDEN GİDİYORSUNUZ!

İçinden neden gidiyorsunuz diye bağırdı adam.

Kadın anlayamadı nereden geldiğini sesin. Anlasa gitmiyoruz diyecekti. Biz aslında hiçbir yere gitmiyoruz, seni aramaktan başka yapacak işimiz de yok.

Aynı ses daha büyük bir gürültüyle tekrar, neden gidiyorsunuz diye bağırdı.

Arkasına baktı kadın, yanına, diğer yanına… bir görebilse, “gitmek mi, onu da nereden çıkardın?” diyecekti. Ama o ses, bu kadar çok bağıran o ses, kimseye duyuramıyordu kendini. Garip diye aklından geçirdi kadın. Benim ruhumu havaya kaldıran sese kimsenin aldırdığı yok. Garip diye geçirdi aklından.

Minnoşa baktı, onda da o sesin her zaman uyandırdığı tepki yok. Evet, cama yapışmış, kucağından kurtulmak için çırpınıyordu. Evet, ellerini buğulu camın üzerinde gezdirip, daha iyi görebilmek için, kendine temiz bir cam sağlamaya çalışıyordu. Evet, ona el sallıyordu. Ama Minnoşun görebildiğini, neden kendisi göremiyordu.

Kendisinin duyduğunu, neden etraftakiler umursamıyordu.

Minnoşun baktığı tarafa doğru daha dikkatle bakmak gerektiğini düşündü. Daha dikkatli bakmak! Ne demekti bu? Daha dikkatli nasıl bakılabilirdi? Zaten ses arkadan geliyordu, Minnoşun baktığı yerse ön taraftaydı. Şimdi bağırsa, “tren kalkmadan gel bizi al artık” diye ortalığı yıksa, duyabilecek miydi kendisini? Evet, o duymuştu ama ne Minnoş ne de başkası sese doğru kafalarını bile çevirmemişlerdi.

Ya kimsenin duymadığı bir şeyse o ses? Zaten ne kadar incelmiş, nasıl da kederli bir melodiyle ulaşmıştı kendisine. Gerçekti evet, buna hiç şüphe yok, gerçekti ama kendisinden başkasına ulaşamayacak kadar zayıf. O halde daha fazla yormamalıydı onu!

Peki, Minnoşa ne oluyordu, kime el sallasın diye buğulanmış camı temizlemek için yırtınıyordu.

”Neredeyse düşeceksin kızım”, desem durur mu acaba? Hiç sanmam! Peki, ön taraftaysa neden sesi arkadan geliyor? Neden yanımıza gelip, “inin artık tehlike geçti, ayrılmamızı gerektirecek hiçbir şey kalmadı” demiyor. Neden, neden, neden? Bütün hayatımızı mahveden soru cümlesi bu.

Karar verdim, artık bununla başlayan hiçbir cümle çıkmayacak ağzımdan. Nedense neden! Neden bindikse bindik bu trene! Artık nedenle başlayan sorular sormak yok! Elbet bir bildiği vardır.

Bizi gelip bulmaktan başka çaresi mi var sanki? Bizi seviyorsa, arar ve bulur.

Peki, ama neden bindik biz bu trene? Nedense neden, bindik işte. “Minnoş, kızım el salla babana ve söyle ona, bu kadar bağırmasın herkesin ortasında. Nereden bilsin neden gittiğimizi de annem. Bağıracağına indir bizi trenden de! Şimdi değilse ilk durakta indirmeni istiyor bizi annem de! Annemin uzun yolculuklarda yorulduğunu unutmaması gerektiğini hatırlat ona.”

Sus Minnoşum, bak yine baban sesleniyor bize.

El salla kızım babana.

Her savaşta insanlar ölür diyor annem de. Ama senin ölmüş olmam mümkün değilmiş de! Çünkü annem duyuyormuş, ben el sallıyor muşum sana de! Bir de bizi boşu boşuna oralara getiriyorlarmış de! Aslında annem seni evde bekleyecekmiş ya, evimiz yıkıldığı için, evimize kocaman bir bomba düştüğü için, orada bekleyememiş de! Merak etme biz sığınaktayken bombaladılar evi. Sus kızım, bak baban bize sesleniyor.

Ama ona cevap veremiyorum ki, nereden bileyim neden gittiğimizi? Ben gitmek istiyor muyum sanki?


Bu yazıya puan verebilirsiniz:
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (No Ratings Yet)